Herkese merhaba! :)
Bugün hem yeni bir yıl başlıyor, hem de ben yeni bir yıla başlıyorum. Birçok şeyi daha farklı bir şekilde yapmaya çalışacağım, hayallerime beni yaklaştıracak adımlar atacağım ve kimi zaman korkularımla kimi zaman nefsimle yüzleşeceğim bir dönem olacak önümüzde uuupuzuuun uzanan bu 2013 senesinde.
Benim bir hayalim var. Olabildiğince çok yer, çok insan, çok kültür, çok duygu, çok düşünce görmek. Hepsini bizzat yaşamak benim isteğim. Nereden geliyor bu istek?
Ben, bir gün tüm insanların anlaşmazlık, kırgınlık, öfke, nefret ve bütün o soğuk duygulardan uzak, sıcak ve sevgi dolu yüreklerle birbirlerine bakıp gülümseyecekleri bir geleceği hayal edebiliyorum. Ne kadar da gerçeklikten uzak bir hayal bu, diye düşünenler de vardır elbet. Dünya çapında bir değişimden bahsediyorum. Bu mümkün mü ki? Bence mümkün. Hani bir hikaye vardır. Bir küçük kız bir adama gülümser de sonra o adam başka birini mutlu eder, sonra o mutluluk yayılır yayılır... Bu hikayenin gerçek olabileceği bir yerdeyiz. Ve bunu gerçeğe dönüştürmek de bizim elimizde. Bir kişiye gülümsemek ve o gülümseyişin yayılarak kalpleri ısıttığını düşlemek istiyorum.
Üniversitede psikoloji okuyorum. Geçen senelerde dünyanın çeşitli ülkelerini gezdim (Japonya, Hindistan, Meksika, Fransa, Yunanistan). Her gittiğim yerde biraz daha açıldı zihnim, biraz daha genişledi görüş alanım. Derslerimin ve tanıdığım insanların da yardımıyla şunu anladım ki çoğu problem insanlar arasındaki iletişim sorunlarından kaynaklanıyor. İlla ki farklı iki kültürden olmaları gerekmez, aynı dili konuşup aynı ortamlarda yetişmiş insanlar arasında bile bu türden sorunlar var. Her bireyin aklında bir dünya, yaşam, değerler, "ben" kavramı var. Dünyayı farklı zihinlerde tecrübe eden bireylerin bu kavramları bir başka bireye aktarırken yaşadıkları problemler iletişim problemleridir kanımca.
Sorunların büyümesine katkı eden şey ise duygular. Her kavramın belli bir derece duygusal yükü var. Mesela cansız çevreyle ilgili kavramların çoğunun duygusal yükü -içimizde çeşitli duygular uyandırma gücü- en az seviyededir. Tabi bunun yine kişisel tecrübelere bağlı olan göreceli bir şey olduğunu belirtmeliyim. Çoğu kavramın ise -özellikle sembollerin- büyük duygusal yükü vardır (din, sadakat, güzellik vs.). İletişim sırasında kendi zihinsel çerçevemizde yer bulamadığımız kavramlara duygusal tepkiler veririz. Çoğu zaman karşı tarafın fikrini tamamen görmezden gelir, yok sayar, sadece reddeder veya değiştirmeye çalışırız. Anlamaya çalışanımız ve olduğu gibi kabul etmeye hazır olanımız pek yoktur.
Psikolojide kültürler arası farklılıkları ve insanlararası iletişimi inceleyen farklı araştırma alanları var. İkisini bir araya getirip teoriler üreten, olguları açıklamaya çalışan, davranışları önceden tahmin etmeye çalışan, iletişim sorunlarının anlaşılmasını sağlayıp, insanların birbirlerini anlamasına yardımcı olan bir dal vardır, kültürlerarası iletişim. Böyle deyince politika geliyor akla değil mi? Tabi bu da psikolojiyle ilgili bir alandır. Bense daha bireysel olan bir boyutuyla ilgileniyorum. Sorunun kökenine inip, bireylerin bu farklılıklara olan duyarlılığını arttırmak, düşünme kapasitesi olan insanların anlama kapasitelerini arttırmak üzere çalışmak istiyorum.
Bunu nasıl yapabilirim peki? Elbette dünyayı dolaşmak bir zorunluluk değil. Ama ben bunu gerekli görüyorum. Yıllarca oturup dünyanın dört bir yanında yapılmış olan araştırmaların sonuçlarını okuyarak da bir şeyler öğrenebilir, öğrendiklerimi çevremde uygulayabilirim. Ancak, yalnızca okuyup öğrenmek gerçekten anlamayı sağlar mı? Ben ilk önce anlamanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Bunu da tecrübe edip üzerinde düşünerek başarabileceğimi düşünüyorum. (Kısacası ders çalışmayı hiç sevmiyorum :)) "Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi?" sorusuna cevabım: bilmek istiyorum, ama okumak istemiyorum, bu durumda gezmeliyim.
Böyle çok da sağlam temeli olmayan bir felsefem var işte. Şimdi yapacaklarımıza bakalım...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder